İçeriğe geç

EKPSS için yüzde kaç engelli olmak gerekir ?

Bu yazıda Vertigoo ekibiyle birlikte EKPSS için yüzde kaç engelli olmak gerekir konusunu adım adım keşfedeceğiz.

EKPSS İçin Yüzde Kaç Engelli Olmak Gerekir? Geçmişten Bugüne Engelli İstihdamının Tarihsel Yolculuğu

Geçmişe baktığımızda yalnızca geride kalmış yılları değil, bugün neden bazı kuralların var olduğunu ve insanların bu kurallarla nasıl bir hayat kurmaya çalıştığını da daha iyi görürüz.

Bugün “EKPSS için yüzde kaç engelli olmak gerekir?” sorusu, ilk bakışta yalnızca mevzuata ilişkin teknik bir soru gibi görünebilir. Oysa bu sorunun arkasında, engelliliğin toplum tarafından nasıl tanımlandığı, devletin sosyal sorumluluğunun zaman içinde nasıl değiştiği, çalışma hakkının nasıl bir vatandaşlık hakkına dönüştüğü ve kamu istihdamında eşitliğin hangi aşamalardan geçerek bugünkü biçimini aldığı gibi çok daha geniş bir tarih vardır.

Güncel kural nettir: EKPSS’ye başvurabilmek için mevzuata uygun biçimde en az %40 oranında engelli olmak gerekir. ÖSYM’nin 2026 EKPSS/Kura duyurusunda da, ilgili yönetmelik hükümlerine uygun şekilde %40 ve üzerinde engelli olanların başvurabileceği açıkça belirtilmektedir.

ÖSYM

Fakat bu yüzde neden 40’tır? Bu oran neyin sonucudur? Bugünkü EKPSS sistemi bir anda mı ortaya çıkmıştır? Bu soruların yanıtı için kronolojinin geriye doğru çevrilmesi gerekir.

Engellilik Kavramına Tarihsel Bir Pencereden Bakmak

Tarihçi E. H. Carr’ın ünlü ifadesiyle tarih, “bugün ile geçmiş arasında bitmeyen bir diyalogdur.”

hereditas-historiae.org

+1

Bu düşünce, EKPSS’nin tarihini anlamak bakımından özellikle değerlidir.

Çünkü bugün elimizde bulunan “%40” gibi bir rakamı yalnızca teknik bir ölçüt olarak değerlendirmek, onun arkasındaki toplumsal dönüşümü görmemize engel olabilir.

Geçmişte engellilik çoğu zaman bireyin bedensel veya zihinsel durumuna odaklanan bir anlayışla ele alınırken, modern dönemde toplumsal çevrenin, erişilebilirliğin, eğitim ve istihdam koşullarının da engellilik deneyimini şekillendirdiği düşüncesi güçlenmiştir.

Engellilik tarihçisi Henri-Jacques Stiker, engellilik tarihinin farklı dönemlerde toplumların farklı düşünce sistemleri içerisinde şekillendiğini vurgular. Stiker’in çalışmaları, engelliliğin değişmez ve tek biçimli bir toplumsal kategori olmadığını; kültürel ve tarihsel koşullara göre farklı anlamlar kazandığını ortaya koyar.

EM Consulte

+1

Bu nedenle “%40 engelli” ifadesinin anlamını da kendi tarihsel bağlamı içinde değerlendirmek gerekir.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e: Yardım Anlayışından Sosyal Sorumluluğa

Geleneksel toplumlarda engellilik

Osmanlı toplumunda engellilere yönelik yaklaşım, tek bir kurum veya tek bir anlayışla açıklanamayacak kadar çeşitlidir. Vakıflar, hayır kurumları, aile ve mahalle dayanışması gibi mekanizmalar önemli roller üstlenmiştir.

Bu dönemde bugünkü anlamıyla “engelli istihdamı” veya “kamu personeli seçme sınavı” gibi modern bürokratik kavramlardan söz etmek mümkün değildir. Devletin bireyi çalışma hayatına belirli bir kota üzerinden dahil etmesi, esas olarak modern bürokratik devletin ve sosyal devlet anlayışının gelişmesiyle ortaya çıkacaktır.

Dolayısıyla tarihsel kırılma yalnızca engellilere yönelik yardım biçimlerinin değişmesi değildir; bireyin devletten talep edebileceği hakların niteliğinin değişmesidir.

Cumhuriyet’in ilk dönemleri

Cumhuriyet’in kuruluşundan sonraki dönemde eğitim, çalışma, sosyal güvenlik ve vatandaşlık kavramları giderek kurumsallaşmıştır.

Ancak engelliliğe ilişkin modern hak anlayışının bugünkü seviyeye ulaşması uzun bir süreç gerektirmiştir. Bir tarafta tıbbi değerlendirme ve rehabilitasyon anlayışı gelişirken, diğer tarafta engelli bireylerin toplum hayatına katılımı konusunda daha kapsayıcı bir yaklaşım oluşmaya başlamıştır.

Burada önemli bir tarihsel ayrım ortaya çıkar: Bir kişiye “yardım etmek” ile o kişinin hak sahibi bir vatandaş olarak toplumsal hayata katılmasını sağlamak aynı şey değildir.

1982 Anayasası ve Yeni Bir Hukuki Çerçeve

Türkiye’de engellilerin korunmasına ilişkin anayasal düzeyde önemli hükümlerden biri 1982 Anayasası’nın 61. maddesinde yer aldı.

Anayasa’nın ilk biçimindeki ifadeyle:

“Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır.”

Sağlık Bakanlığı

Bu kısa cümle, dönemin devlet anlayışını anlamak açısından önemlidir.

Belgelere dayalı bakıldığında, burada devletin engelli bireylere yönelik sorumluluğunun anayasal güvenceye bağlandığını görüyoruz. Ancak kullanılan dil, bugünkü “hak temelli” terminolojiden farklıdır.

“Koruma” ve “toplum hayatına intibak” ifadeleri, dönemin daha çok korumacı ve rehabilitasyon merkezli sosyal politika anlayışını yansıtır.

Burada kendimize şu soruyu sorabiliriz: Bir vatandaşın topluma “intibak etmesi” mi gerekir, yoksa toplumun farklı bireylerin ihtiyaçlarına göre kendisini dönüştürmesi mi?

Bugünkü engellilik çalışmalarının önemli bir kısmı tam da bu sorudan hareket eder.

1990’lar ve 2000’ler: Engellilikte Hak Temelli Yaklaşımın Güçlenmesi

Toplumsal bakış açısının değişmesi

yüzyılın ikinci yarısında uluslararası ölçekte engelli hakları hareketlerinin güçlenmesi, engelliliğin yalnızca tıbbi bir mesele olarak değerlendirilmesine yönelik eleştirileri artırdı.

İngiliz akademisyen Mike Oliver tarafından geliştirilen sosyal model, bireyin bedensel durumuyla toplumun oluşturduğu engeller arasında ayrım yapmaya çalıştı. Oliver daha sonraki çalışmalarında sosyal modelin temel amacının engelliliğe ilişkin bakışı bireysel eksikliklerden toplumsal engellere doğru kaydırmak olduğunu yeniden savundu.

Tandfonline

Lennard J. Davis ise “normal” kavramının tarihsel olarak doğal ve değişmez olmadığını savunarak modern toplumların insan bedenlerini çeşitli normlarla karşılaştırdığını belirtir. Davis’in yaklaşımında mesele yalnızca “engelli beden” değil, aynı zamanda toplumun “normal beden” fikrini nasıl ürettiğidir.

studylib.net

+1

Bu tartışmalar, EKPSS gibi uygulamaların arkasındaki düşünsel dönüşümü anlamamıza yardımcı olur.

5378 sayılı Kanun: önemli bir kırılma noktası

1 Temmuz 2005 tarihinde kabul edilen 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun, Türkiye’nin engellilik politikası açısından önemli dönemeçlerden biridir. Kanun 7 Temmuz 2005 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı

Kanunun amacı zaman içerisinde yapılan değişikliklerle daha açık biçimde hak temelli bir çerçeveye kavuşmuştur. Güncel metinde amaç; engellilerin temel hak ve özgürlüklerden yararlanmasının teşvik edilmesi, onurlarına saygının güçlendirilmesi ve toplumsal hayata diğer bireylerle eşit koşullarda tam ve etkin katılımlarının sağlanması olarak ifade edilmektedir.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı

Bu değişim oldukça önemlidir.

Devlet politikasının dili “korunması gereken kişi” anlayışından “hakları güvence altına alınması gereken vatandaş” anlayışına doğru ilerlemektedir.

2010 Anayasa Değişikliği: Eşitlik Kavramının Yeniden Yorumlanması

2010 yılı, Türkiye’de engelli haklarının anayasal çerçevesi bakımından başka bir önemli dönemeçtir.

Anayasa’nın 10. maddesine yapılan değişiklikle çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağı açıkça düzenlendi.

Anayasa Mahkemesi

Bu düzenleme, ilk bakışta teknik bir anayasa maddesi gibi görünebilir. Fakat arkasında oldukça önemli bir düşünce vardır.

Her bireye aynı şeyi vermek ile eşitliği sağlamak aynı şey değildir.

Örneğin görme engelli bir aday ile görme engeli bulunmayan adayın aynı sınav ortamında hiçbir uyarlama yapılmadan değerlendirilmesi biçimsel olarak “aynı uygulama” olabilir. Ancak sonuç açısından eşit fırsat yaratmayabilir.

Pozitif ayrımcılık fikri tam burada ortaya çıkar: Farklı koşullardaki bireylere, gerçek anlamda eşit katılım sağlayabilmeleri için farklılaştırılmış destekler sunmak.

Bu bakımdan EKPSS’nin tarihini yalnızca “engellilere özel bir sınavın oluşturulması” şeklinde okumak eksik kalır. Asıl mesele, eşitliğin nasıl tanımlandığının değişmesidir.

2011: ÖMSS’nin Ortaya Çıkışı

EKPSS’nin doğrudan öncülü

Bugünkü EKPSS’nin tarihsel köklerinden biri 2011 yılında yayımlanan düzenlemeye dayanır.

3 Ekim 2011 tarihli ve 28073 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik doğrultusunda Özürlü Memur Seçme Sınavı (ÖMSS) oluşturuldu. ÖSYM, 26 Aralık 2011 tarihli duyurusunda 2012 ÖMSS’nin 29 Nisan 2012 tarihinde yapılacağını ilan etti.

ÖSYM

Bu, kamu personel sisteminde önemli bir değişimdi.

Daha önce çeşitli yöntemlerle yürütülen engelli kamu personeli yerleştirme süreçlerinin merkezi bir sınav sistemi etrafında daha düzenli biçimde yapılandırılması amaçlanıyordu.

2012: İlk ÖMSS

29 Nisan 2012’de yapılan ilk ÖMSS, bu dönüşümün somutlaşmış haliydi.

ÖSYM’nin birincil kaynağına göre sınav 81 il merkezinde, 968 sınav binasında ve 12.128 sınav salonunda gerçekleştirildi. Toplam 60.375 aday sınava başvurdu. Adayların engel gruplarına göre farklılaştırılmış sınav ihtiyaçları dikkate alınarak uygulama tasarlandı.

ÖSYM

Bu sayılar yalnızca istatistik değildir.

60 binden fazla insanın aynı sınav sistemi içerisinde kamu istihdamı için yarışması, engelli bireylerin çalışma hayatındaki görünürlüğünün de önemli ölçüde arttığını gösteren tarihsel bir göstergedir.

ÖSYM’nin o dönemdeki açıklaması, adayların farklı ihtiyaçlarının bulunduğunu ve sınavın tasarlanmasında engelli temsilcileri ile sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin alındığını da belirtmektedir.

ÖSYM

Bugün EKPSS’ye bakarken bu ayrıntıyı hatırlamak önemlidir. Çünkü erişilebilir sınav uygulamaları yalnızca teknik düzenlemelerden oluşmaz; farklı engel gruplarının deneyimlerinin sisteme dahil edilmesiyle gelişir.

ÖMSS’den EKPSS’ye: Terminolojinin Değişimi

Zaman içerisinde “özürlü” yerine “engelli” kavramının hukuk ve kamu politikalarında daha fazla kullanılmaya başlanması da toplumsal dönüşümün bir parçasıdır.

5378 sayılı Kanunun adı 2013 yılında yapılan değişiklikle “Engelliler Hakkında Kanun” biçiminde düzenlendi.

LEXPERA

Bu yalnızca kelime değişikliği değildir.

Dilin değişmesi, toplumun bireye bakışının da değişebileceğini gösterir.

Bir insanı öncelikle “eksik”, “kusurlu” veya “yetersiz” özellikleri üzerinden tanımlamakla; onu haklara, yeteneklere, tercihlere ve toplumsal kimliğe sahip bir birey olarak görmek arasında ciddi bir fark vardır.

EKPSS’nin tarihini bu terminolojik dönüşümden bağımsız düşünmek bu nedenle mümkün değildir.

2014 Yönetmeliği ve Günümüzdeki %40 Ölçütü

2014 yılında yürürlüğe giren Engelli Kamu Personel Seçme Sınavı ve Engellilerin Devlet Memurluğuna Alınmaları Hakkında Yönetmelik, bugünkü sistemin temel hukuki dayanaklarından biri oldu.

2012’de ÖMSS olarak başlayan merkezi sınav sistemi, sonraki dönemde EKPSS adıyla devam etti.

Güncel ÖSYM uygulamasında temel eşik değişmeden önemini korumaktadır: EKPSS için en az %40 engellilik oranı gerekmektedir. 2026 ÖSYM duyurusu, sınava ve kuraya ilişkin başvurularda yönetmeliğe uygun şekilde “en az %40 ve üzerinde engelli” olma şartını açıkça belirtmektedir.

ÖSYM

Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta, “%40”ın kişinin kendi beyanıyla belirlediği bir oran olmamasıdır.

Engellilik oranının belirlenmesi, ilgili sağlık mevzuatı çerçevesinde yetkili sağlık kuruluşları ve sağlık kurulu raporları üzerinden yürütülen hukuki-tıbbi bir süreçtir. Dolayısıyla EKPSS başvurusu bakımından yalnızca kişinin kendisini engelli olarak tanımlaması yeterli değildir; mevzuata uygun biçimde belgelendirilmiş engellilik durumu gerekir.

Neden Tam Olarak %40?

Bu soru, EKPSS hakkında en çok merak edilen konulardan biridir.

%40 oranı, kişinin günlük hayatta “ne kadar engelli” olduğunu matematiksel olarak gösteren basit bir cetvel gibi anlaşılmamalıdır.

Buradaki oran, hukuki ve idari bir eşik işlevi görür.

Başka bir ifadeyle %40, bireyin insan olarak değerini, çalışma kapasitesini veya toplumdaki yerini ölçen bir “puan” değildir. Kamu mevzuatı bakımından belirli hak ve hizmetlere erişimde kullanılan bir kriterdir.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Çünkü tarih bize engelliliğin yalnızca bedenin özelliklerinden ibaret olmadığını gösteriyor. Lennard Davis’in “normal” kavramı üzerine yaptığı çalışmalar da toplumun farklılıkları değerlendirmek için oluşturduğu normların tarihsel olduğunu hatırlatır.

studylib.net

Dolayısıyla %40 oranına bakarken hem hukuki kriteri hem de bu kriterin arkasındaki insanı görmek gerekir.

EKPSS’nin Bugünkü Konumu

ÖSYM’nin güncel sınav arşivinde EKPSS’nin 2012’den sonraki yıllarda düzenli biçimde uygulandığı görülmektedir. Arşivde 2014, 2016, 2018, 2020, 2022, 2024 ve 2026 yıllarındaki sınav ve yerleştirme süreçleri yer almaktadır.

ÖSYM

+1

2026 yılında da EKPSS uygulanmış ve sınav sonuçları 12 Mayıs 2026’da açıklanmıştır.

ÖSYM

Bu kronoloji, ÖMSS’nin tek seferlik bir proje olmadığını; zaman içerisinde kurumsallaşan bir kamu personeli seçme ve yerleştirme mekanizmasına dönüştüğünü gösterir.

EKPSS yalnızca sınav değildir

Bir sınav sistemini yalnızca sorular, puanlar ve tercihler üzerinden değerlendirmek kolaydır. Fakat tarihsel perspektiften bakıldığında EKPSS, daha geniş bir dönüşümün parçasıdır.

Bu dönüşümde:

engellilik anayasal bir mesele haline gelmiştir,

engelli hakları özel kanunlarla düzenlenmiştir,

eşitlik anlayışı pozitif ayrımcılığı kapsayacak şekilde genişlemiştir,

merkezi sınav ve kura mekanizmaları oluşturulmuştur,

sınavların farklı engel gruplarının ihtiyaçlarına göre uyarlanması önem kazanmıştır,

kamu istihdamı engelli bireylerin sosyal ve ekonomik yaşama katılım araçlarından biri olarak görülmeye başlanmıştır.

Bütün bu gelişmelerin ortak noktasında vatandaşlık ve eşitlik kavramları bulunur.

Geçmiş ile Bugün Arasında Bir Paralellik

Bugün bir aday “EKPSS için yüzde kaç engelli olmak gerekir?” diye sorduğunda, aslında devlet ile birey arasındaki uzun tarihsel ilişkinin güncel bir sonucunu soruyor.

Yüzyıllar önce engelli bir bireyin toplumsal konumu büyük ölçüde aile, mahalle, vakıf veya yardım ilişkileri üzerinden şekillenebilirken, modern sosyal devlet döneminde bireyin sahip olduğu haklar kanunlarla ve anayasal ilkelerle güvence altına alınmaya çalışılıyor.

Bu büyük bir dönüşümdür.

Ama tamamlanmış bir dönüşüm değildir.

Çünkü hukuki hakların varlığı ile bu hakların günlük hayatta gerçekten kullanılabilmesi arasında her zaman bir mesafe olabilir.

Merdivensiz bir kamu binası, erişilebilir olmayan bir internet sitesi, uygun olmayan bir sınav salonu veya işyerindeki önyargılar, kağıt üzerindeki eşitliğin gerçek hayattaki karşılığını zayıflatabilir.

Mike Oliver’ın sosyal modelinin önemi de burada ortaya çıkar: Engellilik deneyimini yalnızca bireyin bedeni üzerinden değil, toplumsal engeller üzerinden düşünmek gerekir.

Tandfonline

Tarih Bize EKPSS Hakkında Ne Söylüyor?

Birinci ders: Rakamların arkasında insanlar vardır

%40, hukuki bir eşiktir. Fakat bir insanın hikâyesi değildir.

Bir aday için bu oran, yıllar süren sağlık süreçlerinin, eğitim mücadelesinin, çalışma hayatına katılma arzusunun ve bağımsız yaşama isteğinin yalnızca bir satırlık ifadesi olabilir.

Bu nedenle mevzuatı öğrenirken insanı unutmamak gerekir.

İkinci ders: Eşitlik her zaman aynı muamele değildir

2010 Anayasa değişikliğinin mantığı bize bunu açık biçimde gösterir. Farklı koşullardaki bireylerin eşit fırsatlara ulaşabilmesi için farklı tedbirler gerekebilir.

Anayasa Mahkemesi

Bugün sınavlarda erişilebilirlik düzenlemelerinin bulunması, aslında uzun bir toplumsal tartışmanın sonucudur.

Üçüncü ders: Dil değişirse bakış da değişebilir

“Özürlü” kavramından “engelli” kavramına geçiş, yalnızca terminolojik bir değişiklik olarak görülmemelidir. Hukuki metinlerin dili, toplumun bireyleri hangi çerçevede değerlendirdiğini de etkiler.

5378 sayılı Kanunun güncel amacı, engellilerin diğer bireylerle eşit koşullarda toplumsal hayata tam ve etkin katılımını vurgulamaktadır.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı

Bu, geçmişteki korumacı yaklaşımdan hak temelli yaklaşıma doğru önemli bir ilerlemeyi temsil eder.

EKPSS İçin %40 Engellilik Şartının Kısa Özeti

EKPSS’ye girmek için en az %40 oranında engelli olmak gerekir. Bu oran, ilgili mevzuata uygun şekilde belgelendirilmiş olmalıdır. ÖSYM’nin 2026 tarihli resmi duyurusu da EKPSS/Kura için yönetmelik hükümlerine uygun %40 ve üzeri engellilik şartını açıkça doğrulamaktadır.

ÖSYM

Ancak tarihsel açıdan mesele bundan çok daha büyüktür.

%40 eşiği; anayasal düzenlemeler, sosyal devlet anlayışının gelişmesi, engelli hakları hareketlerinin güçlenmesi, 5378 sayılı Kanun, 2010’daki eşitlik düzenlemesi ve 2012’deki ilk ÖMSS gibi önemli aşamalardan geçen daha geniş bir dönüşümün bugünkü hukuki sonuçlarından biridir.

Vertigoo okurları için hazırlanan EKPSS için yüzde kaç engelli olmak gerekir rehberini burada sonlandırıyoruz.

Sonuç: Bir Yüzde İşaretinden Daha Fazlası

EKPSS için gerekli %40 engellilik oranı, tek başına bir sınav şartı olarak okunabilir. Fakat geçmişe baktığımızda bu yüzdeyi çevreleyen çok daha büyük bir hikâye görürüz.

Devletin engelli bireylere bakışı zaman içerisinde yardım ve koruma anlayışından hak, eşitlik, erişilebilirlik ve toplumsal katılım anlayışına doğru değişmiştir.

E. H. Carr’ın tarih anlayışını yeniden hatırlarsak, geçmiş ile bugün arasındaki diyalog tam da burada anlam kazanır. Geçmiş yalnızca “ne oldu?” sorusunun yanıtı değildir; “bugün neden böyle?” sorusunun da anahtarıdır.

hereditas-historiae.org

Bugün %40 şartını tartışırken şu soruları sormak belki de daha değerlidir: Bu eşik hangi amaçla konulmuştur? Engellilik oranı bir insanın ihtiyaçlarını gerçekten bütünüyle yansıtabilir mi? Hukuki eşitlik günlük hayattaki eşitliğe ne ölçüde dönüşüyor? Gelecekte engelli istihdamı yalnızca kontenjan ve sınav üzerinden mi değerlendirilecek, yoksa erişilebilir ve kapsayıcı bir çalışma hayatı daha geniş bir hedef haline mi gelecek?

Tarih bize kesin cevaplardan çok, doğru sorular sormayı öğretir.

Ve belki de EKPSS’nin hikâyesindeki en insani nokta budur: Bir sınavdaki yüzde, puan veya kontenjan ne kadar teknik görünürse görünsün, sonunda bütün bu düzenlemelerin merkezinde çalışma hakkını, bağımsızlığı ve toplumun eşit bir üyesi olma arzusunu taşıyan gerçek insanlar vardır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort betci giriş tulipbetgiris.org
https://akdabilisim.net https://tepi.com.tr https://sere.com.tr Sitemap