Bugün “Kazancı ilçesi nereye bağlıdır” konusunu daha yakından inceleyerek merak edilen detaylara değineceğiz.
Bir Otobüs Yolculuğunun İçinde Başlayan Soru
O sabah Kayseri’de hava sertti. İçimde ise ne tam adını koyabildiğim bir huzursuzluk ne de net bir heyecan vardı. Sanki bir şeyler eksikti ama ne olduğunu bilmiyordum. Günlüklerimin sayfalarında dolanan cümleler bile bana yetmiyordu. İnsan bazen kendi şehrinde bile yabancı hissediyor ya, işte öyle bir haldeydim.
Otogara gittiğimde, o kalabalığın içinde herkes bir yerlere yetişme telaşındaydı. Ben ise sadece otobüs camından dışarı bakmak istiyordum. Gideceğim yer önemli değildi aslında; önemli olan içimde dönüp duran sorulardan kaçmaktı.
O sırada yan koltukta oturan adamın telefon konuşması dikkatimi çekti. “Kazancı’ya yarın varırım,” dedi. O an o kelime zihnime çakıldı: Kazancı.
İlk defa duyduğum bir isim gibi değildi ama sanki çok uzakta kalmış bir anıyı hatırlatıyordu.
Kazancı adını ilk kez duymam
Kazancı… İçimden tekrar ettim. Sanki bir yer değil de bir insan adı gibiydi. Tanımadığım ama tanısam hayatımın yönünü değiştirecek biri gibi.
Telefonumu çıkardım, hemen aramaya başladım. Parmaklarım titriyordu. Neden bu kadar etkilendiğimi bilmiyordum ama içimde bir şey kıpırdanmıştı.
İlk sonuçlar basitti ama net değildi. Kazancı’nın küçük bir yerleşim yeri olduğunu yazıyordu. Ama asıl merak ettiğim şey buydu: Kazancı ilçesi nereye bağlıdır?
Bu soru zihnimin içinde yankılanmaya başladı. Sanki sadece coğrafi bir bilgi değil, içimdeki boşluğun cevabıymış gibi.
Soru: Kazancı ilçesi nereye bağlıdır?
Otobüs hareket ederken bu soruyu tekrar ettim. Kazancı ilçesi nereye bağlıdır? Bir coğrafya sorusu gibi görünüyordu ama benim için daha fazlasıydı.
İnsan bazen bir yerin bağlı olduğu yeri öğrenmek ister ama aslında kendi hayatındaki bağlılıkları sorgular. Ben de öyleydim o an. Nereye bağlıydım? Kayseri’ye mi, geçmişime mi, yoksa hiç gitmediğim yerlere mi?
Camdan dışarı bakarken içimde garip bir boşluk vardı. Cevap arıyordum ama bulacağım cevabın beni değiştireceğini hissediyordum.
Kayseri’den Çıkan Bir Genç Olarak Yol Hikâyem
Kayseri’de büyümek bana hep güçlü olmayı öğretti. Ama kimse güçlü olmanın aynı zamanda yalnızlık demek olduğunu söylememişti.
O gün yola çıkarken aslında kendimden kaçıyordum. Kazancı adı ise bu kaçışın ortasında önüme düşen bir işaret gibiydi.
Otobüs Kırşehir yoluna doğru ilerlerken içimdeki düşünceler de aynı hızla büyüyordu. Her tabela, her mola yeri bana başka bir hayatı hatırlatıyordu.
Otobüste geçen düşünceler
Yanımdaki adam uyuyordu. Ben ise uykusuzdum. Gözlerim kapandığında Kazancı kelimesi daha da büyüyordu zihnimde. Sanki oraya gitsem içimdeki düğümler çözülecekmiş gibi bir his vardı.
Ama nereye gidiyordum? Kazancı’ya mı, yoksa kendime mi?
Bu sorunun cevabı yoktu ama yol uzadıkça içimdeki arayış daha da belirginleşiyordu.
Telefon, harita, ve eksik cevaplar
Haritaya baktım. Küçük bir yerdi Kazancı. Ama küçüklüğü beni daha çok etkiledi. Çünkü küçük yerler genelde büyük hikâyeler saklardı.
Bir yandan da “Kazancı ilçesi nereye bağlıdır?” sorusuna net bir cevap bulmuştum: Karaman iline bağlı Ermenek ilçesi sınırlarında bir yerleşim yeriydi.
Ama işin garip yanı, bu bilgi içimdeki merakı azaltmadı. Tam tersine büyüttü.
Kazancı’nın İzini Sürmek
Kazancı’nın adını öğrendiğimde içimde bir şey kırıldı. Çünkü bazı isimler insanın hayal gücünde büyür, gerçekleri ise onları küçültür sanırsın. Ama burada tam tersi oldu.
Kazancı küçük bir yerdi. Ama benim zihnimde çoktan bir dünya olmuştu.
Karaman ve Ermenek gerçeği
Karaman ismi zihnimde yankılandı. Oraları hiç görmemiştim. Ermenek ise sadece haritada bir noktaydı.
Ama insan bazen hiç görmediği yerleri özler mi? Ben özlemiştim.
Belki de özlediğim yer Kazancı değildi. Belki de oranın temsil ettiği şeydi: sakinlik, unutulmuşluk, kimsenin acele etmediği bir hayat.
Bu düşünce içimi hem rahatlattı hem de canımı acıttı.
Kazancı beldesinin sessizliği
Kazancı’nın bir belde olduğunu öğrendiğimde içimde tuhaf bir sessizlik oluştu. Büyük şehirlerin gürültüsünden uzak, kendi halinde bir yer.
Bu sessizlik bana huzur gibi geldi ama aynı zamanda korkuttu da. Çünkü ben hep gürültünün içinde yaşamaya alışmıştım. Sessizlik, insanı kendisiyle baş başa bırakıyordu.
Ve ben kendimle baş başa kalmaktan kaçıyordum.
Bir İsimden Fazlası: Kazancı
Kazancı artık benim için bir yer adı değildi. Bir his olmuştu. İçimde bir yere dokunmuştu ve oradan kolay kolay çıkmayacaktı.
Otobüs yolculuğu uzadıkça, ben de kendi iç yolculuğuma çıkmıştım.
Bir dostun hikâyesi
Bir süre sonra aklıma lise yıllarından bir arkadaşım geldi. Bir yaz tatilinde ailesinin memleketine gittiğini söylemişti. “Kazancı taraflarındayız,” demişti.
O zamanlar önemsememiştim. Şimdi ise o cümle zihnimde tekrar tekrar yankılanıyordu.
O arkadaşımın yüzünü hatırlamaya çalıştım. Gülüşü, konuşma şekli… Hepsi bir anda daha anlamlı geldi. Sanki Kazancı ile onun arasında görünmez bir bağ vardı ve ben o bağı şimdi fark ediyordum.
Hayal kırıklığı ve umut
İçimde bir hayal kırıklığı vardı. Çünkü aradığım şeyin bir yer olduğunu sanmıştım. Oysa içimdeki boşluk bir haritayla dolacak türden değildi.
Ama yine de umut vardı. Çünkü bazı soruların cevabı bulunmaz, sadece insanı değiştirir.
Kazancı bana bunu yapmıştı.
Dönüş Yolunda Değişen İç Sesim
Yolculuk bittiğinde Kayseri’ye geri dönüyordum ama aynı kişi değildim.
Kazancı’nın Karaman’ın Ermenek ilçesine bağlı bir belde olduğunu artık biliyordum. Ama daha önemlisi, bir ismin insanın iç dünyasında nasıl bir kapı açabileceğini öğrenmiştim.
Otobüsten inerken hava yine serindi. Ama bu kez içimdeki boşluk biraz daha anlamlıydı.
Günlüğüme o gece tek bir cümle yazdım: “Bazen bir yerin nereye bağlı olduğunu öğrenmek, insanın kendisinin nereye bağlı olduğunu sorgulatır.”
Ve o cümleyi yazarken ilk defa uzun zamandır hissetmediğim bir şeyi hissettim: içimde küçük bir yer değişmişti, adı belki de Kazancıydı.